İnsanın ruhunu daraltan kasvetli bir günün akşamıydı.

İnsanın ruhunu daraltan kasvetli bir günün akşamıydı.

Hava kararmıştı.

Yağmur tükürür gibi çiseliyordu.

465 yıl sonra esir düşen İstanbul'un ıslak sokaklarında, fetih gururuyla devriye gezen işgal askerlerinin postal sesinden başka yankı yoktu.

 

Şişli'deki üç katlı pembe binanın perdeleri sıkı sıkıya kapalıydı.

Gaz lambasının cılız ışığı, odayı hayal meyal aydınlatıyordu.

Altı kişiydiler.

Üzerine harita yayılmış masanın etrafında, ayaktaydılar.

 

Talihsiz bir kuşağın çocuklarıydılar.

Hayat onları hep mecbur bırakmıştı.

Bıyıkları terlediğinden beri neredeyse bir gün olsun günyüzü görmemişlerdi, Çanakkale'den Trablus'a, Yemen'den Sina'ya, Balkanlar'dan Kafkaslar'a vuruşmadıkları coğrafya kalmamıştı.

Ve neticede, işte bu daracık odaya sıkışmışlardı.

 

Uzuuun uzun anlattığı haritadan başını kaldırdı.

Adeta nefes bile almayan arkadaşlarına baktı.

Ulusun kader anıydı.

Söylenecek ne...
Devamını okumak için tıklayın

Sözcü - Sözcü gazetesi köşe yazarları - Yılmaz Özdil - Yılmaz Özdil'in son yazısı - Yılmaz Özdil'in son köşe yazısı - Yılmaz Özdil'in yazıları - Yılmaz Özdil'in bugünkü yazısı - Yılmaz Özdil'in bugünkü köşe yazısı - Yılmaz Özdil'in dünkü köşe yazısı - Yılmaz Özdil'in köşe yazısı - Yılmaz Özdil'in dünkü yazısı - Yılmaz Özdil'in tüm köşe yazıları - Yılmaz Özdil'in tüm yazıları - Yılmaz Özdil yazıları