İktidar ve çevresinin ‘hukuk’ ile karşılaşma anları...

Murat Sevinç

3 Aralık 2019

Her iktidar gibi, bir gün bu iktidar da sona erecek. Hangi kurum ne kadar ve kimler tarafından onarılabilecek, şimdiden kestirmesi güç. Sanırım geleceğe kalan berbat miraslardan biri, bu ‘umursamama’ alışkanlığı olacak. Sırtını siyasal iktidara dayayanların her şeyi yapabileceğini ve kesinlikle bedel ödemeyeceğini düşünmesi; anayasanın, yasaların, ilkelerin, teamüllerin, asgari haklılık kaygısının bu ölçüde önemsizleştirilmesi.

Her iktidar gibi, bir gün bu iktidar da sona erecek. Hangi kurum ne kadar ve kimler tarafından onarılabilecek, şimdiden kestirmesi güç. Sanırım geleceğe kalan berbat miraslardan biri, bu ‘umursamama’ alışkanlığı olacak. Sırtını siyasal iktidara dayayanların her şeyi yapabileceğini ve kesinlikle bedel ödemeyeceğini düşünmesi; anayasanın, yasaların, ilkelerin, teamüllerin, asgari haklılık kaygısının bu ölçüde önemsizleştirilmesi.

Ali Duran Topuz’un kullandığı “anti-hukuk” kavramı, ‘hukuka aykırılık’ ile açıklanamayacak durumların anlatılabilmesi için kolaylık sundu. Giderilebilir bir durum olan ‘hukuka-yasaya-anayasaya aykırılık’ istenen bir hal olmasa da, olağandır. Mahkemeler de bu yüzden var, aykırılıkların saptanıp ortadan kaldırılabilmesi ve asgari adaletin sağlanabilmesi için. Oysa bir hukuk kuralına uyduğunu savunarak, o kuralın hedeflediğinin tam tersi sonucu elde etmeye çalışmak, kolay başa çıkılabilir bir durum değil.

Bir de sanırım anti-huk...
Devamını okumak için tıklayın